Yeşim ULUDAĞ, Cumhuriyet’in 101. yılına özel yapılan “Reputation Awards” organizasyonunda “Yılın En İyi Kadın Tiyatro Sanatçısı” ödülünü aldı.
Kendisi, 23 yıldır sahneye çıkıp karış karış köylere, Anadolu’ya tiyatro götürüp İstanbul’dan tiyatro ile ilgili ahkam kesenlere karşı çıktığı için “Işığı alnında hisseden” bir kadın oyuncu olarak tarif ediliyor.
16yaşında Ankara’da başladığı tiyatroya, yıllar içinde gerek Devlet Tiyatrosu’nda gerek özel tiyatrolarda devam etti. Dereceyle konservatuvardan mezun olduktan sonra İstanbul’a yerleşti. Orada sadece tiyatro yaparak değil, aynı zamanda show dünyasının parçası olan televizyona da adım attı. Çeşitli reklam, dizi ve filmlerde rol alıp seslendirme sanatçılığı yaptı. Bu süreçte öğrenciler yetiştirdi. Oyuncu koçluğu, diksiyon eğitimleri verdi. Yönetmenlik yaptı. “Çağdan kopamayız.” diyen ULUDAĞ, dijital platformda çalışmaya, içerik üretmeye hatta danışmanlık hizmeti vermeye başladı. Eski bir sosyolog da olan Yeşim ULUDAĞ, sosyal dijital mecradaki kitle ile sokaktaki, sahnedeki seyirci kitlesi gibi birçok grubu analiz etme fırsatı buldu. Fakat o günlerde yazarlıkla ilgilenmiyordu. Aynı zamanda, İstanbul’da Türk Tiyatrosu için bazı projeler sunmaya devam etti. Tiyatronun bir tek İstanbul’da değil ülkenin her yerinde yapılması gerektiğini savunuyordu. Bu yüzden ülkedeki buna uygun sahneleri, sanatçıları, tiyatro sahiplerini koruyacak bir proje sunmuştu. Tiyatroyu tekelleştirmeye çalışanlarla kalıpları yıkmak adına görüşmeler yapıyordu. Mesleğini, kendisinin deyimiyle, gözünde yücelten biriydi; hatta tapıyordu ona.
İlerleyen zamanlarda, içinden, bir gün herkes eve kapanabilir diye geçirmiş. “O zaman nasıl tiyatro yapacağız?” diye düşünmüş. Bunu tartıştığı birçok meslektaşı konuyu ciddiye almamış. Daha sonra “Evden tiyatro” projesini tasarlamış. (2011)
Ve bir gün turnede, bir oyundayken (Kitabında bahsediyor.) bir kız çocuğu kendisini erkek sanmış, sahnedeyken yanına gelip gerçek mi diye parmak ucuyla dokunmuş, şaşırmış. Yine de kadın olduğuna inanamamış. Oyun, konusu itibariyle manevi bir oyunmuş. Çıkışta o çocuk, yanına gelerek: “Babam bizi evden dışarı çıkarmıyor. Konudan dolayı getirdi.”deyince, ULUDAĞ, o an tokat yemiş gibi hissetmiş. Şaşkınlıkla çocuğun bakışı Uludağ’ı hem şaşırtmış, hem de utandırmış. Yanıt olarak sadece o kız çocuğuna: “Unutma! Kızlar her şeyi yapar; sahneye de çıkar, her şeyi de yapar.” demiş. Ardından her şeyi sorgulamaya başlamış. Önce kendine kızmış. “Ben ne yapıyorum?” Biz bu işi niye yapıyoruz? Tiyatro izlemek bu insanların da hakkı.” diye düşünmüş. Bu olaydan sonra, yalnızca belli bir kesimle, belli bir güruhla bu işin dönmeyeceğini anlamış. Kendisine de meslektaşlarına da sinirlenip eleştiri yapmaya başlamış. “Siz Türk Tiyatrosu’na yabancı oyunları getirip çevirmekten başka ne yaptınız?” şeklinde serzenişte bulunup tüm platformlarda bunu dillendiriyormuş. Ama bugüne kadar ne yazık ki pek yanıt alamamış. Neden böyle bir dert edindiğini, neden bu kadar rahatsız olduğunu, bu sorumluluğu neden aldığını kendisinin de bilmediğini belirten ULUDAĞ, bu durumu çözmek için girişimlere başlamış.

Bir süre hem evrensel hem milli hem bu topraklara ait bir hikâye hem de halkın sahipleneceği bir kadın karakter aramış. Ve Mevlâna’nın manevi kızı “Kimya Hatun” ile karşılaşmış. Onu, yazacağını bile düşünmeden yıllarca araştırmaya başlamış. Bir yazar arıyor, bulduğunda, yazarın elinde done olması için bilgiler topluyormuş. Sadece konuya hâkim olmak için araştırmaya başladığı tasavvufi eserleri okurken, tasavvufu sevmeye başlamış. Lakin hala aklının yetmediğini belirten
Yeşim ULUDAĞ süreci anlatırken: “Artık başka biri oluyor ama yazarını aramaya devam ediyordum. Bu süreçte senaryolar yazıyor, senaryo doktorluğu yapıyordum. Fakat onun için bir tiyatro eseri yazmak çok büyük ustalık gerektiren bir alandı. Bu yüzden çekiniyordum. Kitabımda da belirttiğim ilk cümlemdeki gibi: Bu benim ilk kitabım.” diyor.
Hangi yazarla iletişime geçse, onlar konuyu dini addedip yazmaya çekiniyorlarmış. Bu arayış içindeyken Mevlana’nın “Neyi arıyorsan, aradığın sensin.” sözü karşısına çıkmış. Kendi kendine bunu yapamayacağını söylemiş. Daha sonra böyle ilginç tesadüfler devam ederken, birçok şey yazdığı bilgisayarını bu defa “Kimya” için açmış. Farkında olmadan, tiyatronun kimyasını değiştireceğini bilmeden, başlamış yazmaya. Aklına hep o kız çocuğu geliyormuş. Tasavvuftaki “Ayna” metaforundan dolayı, kendi kendine sahnede benden iki hatta yüzlerce olsa nasıl olur? diye düşünmüş ve hologramı hatırlamış. Evet, dünyada bu teknoloji kullanılıyordu ama kimse bunun için yazılı bir eser yazıp kuramsallaştırmamıştı. Evet, bahsettiği yenilik ve ilk, kendi elinden, kendi ülkesinden; Türkiye’den çıkmalıydı. Bu yeni akımın adını da ‘’Holografik Tiyatro’’ koyacaktı. Yazmaya devam etmiş. Yazarken oynamış, tasarlamış, ağlamış, gülmüş, ilhamlar almış. Eserini; İstanbul’da, barışın simgesi olan Kuzguncuk’ta, ezan ve çan seslerinin güzellikleri arasında, her kültürden, inançtan insanla iletişim içinde kalarak, onlarla muhabbet ve istişare ederek bitirdi. (2018)
O kız çocuğuna son cümlesini kitabında yazdı. (2019) Okurlarıyla arasında bir sır. Kitap 2.baskı yaptı. (2020) Ve 3. Baskı İngilizce olarak ‘’Alchemy- The Very First Holographic Theatre’’ismiyle çıktı. (2023) Yeşim ULUDAĞ, sahnelenmesi için toplumun hazır olması gerektiğini ve nasipse sahneleneceğini düşünüyor. İlk sahnelenme için kendisine yurtdışından teklifler geldi, sponsor olmak isteyenler çıktı ama o, ilk örneğin Türkiye’den çıkması konusunda ısrarcı oldu. Mesleğine tapan biri değildi artık. Değişmiş ve evrilmişti. Şimdi, sanatını insanların kalbine ulaşmak için ‘’araç’’ olarak kullanan biri hâline geldi. Anlatması, bu kısa yazıya sığmayacak uzun süren mücadelelerden sonra pandemi sürecinde Ankara’ya yerleşti. Mevlana’nın Mesnevisini tiyatroya uyarlayıp tek kişilik performansla sahneledi ve her kesimden seyirciden tam not aldı. Aslında bu oyun ona göre “Kimya”nın ön oyunuydu. Ateisti, dindarı, sağcısı, solcusu, kadını, erkeği hatta yeni Z kuşağını bile oyunun içine çekti. Bu dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında çalışmaya devam ediyordu. Tek kişilik oyunu “Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım- Mesneviyatro” yurtiçi ve yurtdışı festivallere davet edildi.
Hem oyuncu hem yazar hem de yönetmen olarak yoluna devam eden ULUDAĞ, tiyatroya yeni bir fikir getirdiği için Cumhuriyetimizin 101. Yılına Özel verilen “Reputation Awards” kapsamında Çırağan Sarayındaki törende “Yılın En İyi Kadın Tiyatro Sanatçısı” ödülüne layık görüldü. Umarız İlk holografik tiyatro eseri olan Kimya’yı ilk kez Türkiye’de seyredebiliriz.








